HEELEY/ CARDINAL

jamesheeley

James Heeley,  bir tasarımcı.  Paris’te yaşıyan bir İngiliz. Çinko, ahşap, kalay gibi endüstriyel malzemelerle minimal çizgide sıradışı tasarımlar üretiyor.

james heeleu duvar

Mobilya, duvar panelleri, dekorasyon objeleri, ürün tasarımları, işlerinden birkaç örnek..

Fransızların geleneksel malzeme işlemelerinden etkilenerek bunu tasarımlarında net bir tarzda sunuyor.

jamesmirror

www.jamesheeley.com

Parfüm yaratma işinde ilk motivasyonu, birlikte çalışmış olduğu Paris’li ünlü çiçek tasarımcısı ve  artistik direktör Christian Tortu’nun dükkanına ilk adım attığında oluyor. Tortu o sırada Annick Goutal için bir mum kokusu hazırlamakta. Çok etkilenen Heeley, tüm tasarım coşkusunu yaşatabileceği bir kanal buluyor ve böylece deneme yanılma yöntemi ile kokularını oluşturmaya başlıyor.

jamesheeley

 

Parfümler, geleneksel Fransız parfüm üretim yöntemleri ile, en kaliteli hammaddeler kullanılarak yapılıyor.  Geridönüşümlü karton paketi, işlemeli ahşap kapak Heeley’in kendi tasarımı.

Her parfümde bir temel nota göze çarpıyor, ama parfümleri için asla soliflore diyemeyiz.

Bende şu anda iki parfümün sample’ı bulunuyor, ancak diğer dokuz parfümünün de  her birini merak ediyorum.

Cardinal, ismi ve içeriği nedeniyle dini çağrışımlar yaratan bir parfüm gibi görünüyor.

İçerik; baie gülü, karabiber, aldehitler, laden reçinesi, frankincense(aselbent) vetiver, gri amber, paçuli.

Frankincense, Hıristiyan dünyasında çok bilindik bir koku. Kiliselerde yakılan tütsünün notasının büyük bölümünü frankincence ya da bizde bilinen ismi ile günlük kapsamaktadır.

Frankincense’in  menşei Arabistan ve Kuzey Afrika’dır. Boswellia ağacının kabuğunda açılan yaralardan sızan reçineden elde edilir. Diğer bir ismi olibanum Arapça  ‘al-luban’ yani süt’ten gelir.  Bu reçine, Haçlı Frenkler tarafından Batı’ya taşındığı için ‘Incense of the Franks’  yani ‘Frenklerin Tütsüsü’ diye adlandırılmıştır.

Frankincense, antik dönemden günümüze pek çok yerde kullanılmış, kullanılıyor. Günümüzde aromaterapide ve parfüm sektöründe büyük önem taşıyor, oldukça pahalı bir hammadde olarak karşımıza çıkıyor. 

Heeley’in Cardinal’i, tasarımlarındaki tarzını birebir yansıtıyor. Aynı net, temiz çizgiler..

 

 

Tags: , ,

Mutlu Yıllar

 

diptyque

MUTLU YILLAR…

L’Artisan Perfumeur/ Traversee du Bosphore

lartisanbosphore

L’Artisan Perfumeur, yeni parfümü Traversee du Bosphore’ u kasım ayında lanse ediyor. Bu ayın başında, Manhattan’da, ünlü Henri Bendel’daki L’Artisan  Perfumeur Butiğinde yapılan lansmanda, parfumor Bertrand Duchaufour’un da katılımıyla “Traversee du Bosphore” ‘un tanıtımı yapıldı. Parfüm, L’Artisan’ın travel serisininin yeni üyesi; Duchaufour’un ilham kaynağı bu sefer İstanbul. Biliyoruz ki sevgili İstanbul’umuz, çok eskiden beri parfüm konusunda bir cazibe merkezi olagelmiştir. İstanbul’un geçmişten bugüne dışarıdan görüntüsü ve koku sembolleri pek değişmiş gibi görünmüyor. İşte Duchaufour’un “Traversee du Bosphore” için İstanbul temalı akorları; lale, nar, safran, gül lokumu, antepfıstığı, elma çayı, nargile ve deri. Bay Duchaufour keşif için İstanbula gelmiş ve bu on günlük İstanbul serüveninde İstanbul ile ilgili gelenekselden öte, daha farklı birşey yapmak istediklerini söylemiş. Dualitenin öneminden bahsediyor ve deri ve Türk Lokumunun kokunun iki ana direği olduğunu öğreniyoruz kendisinden. İstanbul ziyaretlerinden kötü koku hatıraları ile ayrılan müzisyenler ve bir parfüm yapmak için İstanbul’da koku arayan parfumorler. İstanbul işte böyle bir yer.  Merakla bekliyoruz..

araguler

photo: ARA GÜLER, 1956

 

bilgiler www.cafleurebon.com ‘dan alınmıştır.

Tags: , ,

HISTOIRES DE PARFUMS/ 1873 (COLETTE)

hdpgreyfurtcolette

www.kalamazoogourmet.com

Greyfurtun,  parfümlerde, ilk onbeş dakika sonrasında tamamen yokolmasına alışkın burunlarımız için Colette harika bir deneyim.

Etkisi inanılmaz. Açılışta,  portakallı vitamin şurupları ya da portakal likörüne benzer  keskin bir kokusu var. Canlı, enerjik, ışıl ışıl parıldayan çok da sofistike bir parfüm 1873.  Tende uzun süre canlılığını koruyan uçarı greyfurt, oldukça yavaş, neredeyse farkedilmez bir yumuşaklıkla portakal çiçeğinin baygınlığında yatışıyor. Orta notalarda  inci çiçeği(lily-of-the-valley) ve lavanta yer alıyor. Parfümün teninize tam olarak oturması, vanilya ve beyaz miskin kokuyu etkisi altına aldığı anlarda başlıyor. Oldukça sıradışı bir parfüm 1873, kokunun 3 aşamasında da kuvvetli ve bir o kadar da farklı bir etki söz konusu, ancak geçişlerdeki yumuşaklık ve uyum, bu parfümü benzerleri içinde eşsiz bir konuma yerleştiriyor.

colette-01l(udenap.org)

Sidoine Gabrielle Colette, Fransız yazar, 1873 doğumlu, Belle Epoque dönemimi ve tarzının önemli ve güçlü figürlerinden biridir. Kadınları, cinselliği, kadınlar arasında eşcinsel ilişkileri anlattığı romanlarında, kendi hayatından izler göze çarpar. Koku tasvirlerine romanlarında çokca yer veren Colette’in en sevdiği koku yasemindir. Başından üç evlilik geçen, ilk evliliğini yirmi yaşında yapmış olan Colette, ilk roman serisi olan Claudine’i yine ilk eşinin zorlamaları ile ve kocasının adını kullanarak yazmıştır. Bu evlilik sonlandıktan sonra, Moulin Rouge da dahil olmak üzere çeşitli müzikhollerde şarkıcılık yapar. Kendi parasını kendi kazanır. Yazdıkları ve yaşantısıyla skandalların kadını olarak adlandırılır. Paris’in bohem yaşantısının tavan yaptığı dönemlerde, o da ismini marjinaller arasına katar. Jean Cocteau yakın dostu ve komşusudur.Toplum tarafından dışlanmak pahasına da olsa, 20.yy modern kadının ana hatlarının oluşmasına öncülük eder.  Altmışlı yaşlarında bir  de güzellik salonu açar, burada kendi ürünlerini pazarlar. Bu çok canlı ve hayat dolu kadını, kendi yorumuyla ve 1873 adıyla tekrar canlandıran Gerald Ghislain’e bir teşekkür borçluyuz.

 

 

hdpc

Tags: , , ,

HISTOIRES DE PARFUMS

 

hdp

Histoires de Parfums,  Gerald Ghislain tarafından 1999 yılında kurulmuş bir parfümevi. Gerald Ghislain, kariyerine mutfak sanatları alanında başlamış bir şef ya da Fransız basınının deyimiyle bir gurme.  Güney Fransa’da doğmuş, Fas’ta yetişmiş, ve Akdeniz’in sıcak ikliminin de kişiliğine yansımasıyla  karşımıza kıpır kıpır bir isim çıkıyor. Paris’e gelip, restoran ve barını açtıktan sonra, ünlü ISIPCA’da parfüm üzerine eğitim alıyor Ghislain, ve kendisini en iyi şekilde ifade edeceği alanda yerini alıyor. Yemek ve parfüm ve kokular Ghislain’in hayatının merkezinde yeralıyor. Kendisini bir epikür olarak adlandırıyor.

Histoires de Parfums, yüksek kalitede, lüks parfümler üreten bir parfümevi. Kokuların genel özellikleri yüksek silajları ile kendilerini hemen belli etmeleri, ve kalıcılıkları.

ggwww.latimesmagazine.com 

Ghislain, tarih serisinde, ilhamını tarihin belli dönemlerinde öne çıkmış sıradışı karakterlerden alıyor. Bu karakterlerin doğum tarihleri her bir parfüme ismini vermiş.

Erkek kokuları için seçmiş olduğu isimler Jules Verne, Casanova ve Marquis de Sade. Sırasıyla seyahati, romantizmi ve şehveti temsil ediyorlar.

Kadın kokuları için seçtiği isimler de şöyle;

Mata Hari, gizem ve oryantalizmi,

Eugénie de Montijo, baştan çıkarıcılık ve fantaziyi,

Colette, canlılık ve hazları,

George Sand ise doğa ve özgürlüğü simgeledikleri için parfümleri için birer ilham perisi olmuşlar Ghislain için.

Tüm bu karakteristik özellikler Gerald Ghislain’in kendi duygularından dışa yansıyanlar.

Diğer önemli parfümleri;

1889-Moulin Rouge 

1969 ve Ambre 114  kült kitaplar serisinden

Renkler serisi; Blanc Violette, Vert Pivoine, Noir Patchouli

ve 2009 yılında çıkarmış olduğı Tuberose Trilogy’si; Tubéurose1- La Capricieuse, Tubérose2(La Virginale), Tubérose3(L’Animale)

www.histoiresdeparfums.com

www.1969historesdeparfums.com

Bilgiler www.khaleejtimes.com ve www.sniffapalooza.com ‘dan derlenmiştir.

 

Tags: ,

No.4711

Resim 133

 

İtalyan parfümcü Giovanni Marie Farina, 1709’da, Eau de Cologne ismini verdiği( yaşadığı şehre ithafen) çok hafif, turunçgil ağırlıklı bir parfüm yaratır ve bu parfüm,  belli başlı Avrupalı aristokrat ailelerin saraylarına girer. Farina’nın bu başarısı pek çok iş adamının o dönemde bu işe yönlenmesine neden olur, ancak bu kolay bir iş gibi görünse de o dönemden bugüne, ismini koku tarihine yazmış pek fazla isim göremiyoruz. Bay Farina’nın torunları, daha sonraları Paris’te parfüm işine devam etse de bir süre sonra işlerini Roger & Gallet’ye devreder. Bugün Köln’de Farina ailesinin evi, bir Koku Müzesine dönüştürülmüş durumda ve ailenin 8. jenerasyonu, hala eau de cologne üretimine devam ediyor.

farina

www.farina1709.com

Her ne kadar Eau de Cologne’un isim babası Bay Farina olsa da, 18. yy sonlarında bir başka isim piyasada popüler olur. 1792’de, Carthusian tarikatına mensup bir keşiş, Wilhelm Muelhens’a düğün hediyesi olarak, mucize su olarak adlandırdığı bir kolonyanın gizli formülünü verir. Yine bir Köln sakini olan Wilhelm Muelhens, kendi işini kurarak, her derde deva kolonya üretimine başlar. Bir süre sonra Eau de Cologne, bu tip parfümlere verilen genel bir isim olmaya başlar. Muelhens, üretim yaptığı binanın numarasını, bu mucize suya verir ve böylece 4711 Köllnisch Wasser doğar. Wagner’den Goethe’ye pek çok kişi bu kolonyayı kullanır. O dönemlerde kolonyanın kullanımı sadece hoş bir koku vermesi ile sınırlı değildi. Şekere ya da şaraba damlatılarak, çeşitli sindirim sistemi problemlerinin üstesinden gelmeye, eklem ağrılarını geçirmek için ya da antiseptik özelliğinden dolayı ağız gargarası niyetine kullanımları da bulunmaktaydı. Napoleon’un günde bir şişe kolonya bitirdiği ve kolonya banyosu yaptığı, savaşa giderken çizmesi içinde mutlaka bir şişe kolonyası bulunduğu da diğer söylenenler arasında.

4711, günümüzde de bilinirliği yüksek bir marka. Portakal yağı, şeftali, fesleğen, bergamot, limon, siklamen, zambak, leylak, Bulgar gülü, paçuli,vetiver, meşeyosunu, sandalağacı ve sedir. Çok hoş ve hafif, 15-20 dakika arası bir kalıcılığı var. En güzel yanı da arkasında, nahoş bir koku bırakmaması.  Böylece yanınızda taşıyarak, gün içinde serinlemek amaçlı kullanabiliyorsunuz.

Kolonyanın Türk topraklarına girişi 1880ler olarak biliniyor. Günümüzde de hemen herevde mutlaka bir limon kolonyası bulunur. Eve gelen misafire ikram etmek, hastane yada hasta ziyaretlerine kolonya götürmek Türk adetlerindendir.

Yurtdışında da, geçmiş zamanlarda evlerde kolonya bulundurma alışkanlığı olsa da günümüzde bu alışkanlık yavaş yavaş yokolmakta. Bu yüzden, kolonya üreten şirketler, ürün çeşitlendirmeye giderek ayakta kalmayı başarıyorlar.

ac

4711, sabun, duş jeli, losyon, deodorant, kolonyalı mendil gibi ürünlerinin yanı sıra, Acqua Colonia ismi altında yeni bir koku serisi var. Seri doğadan esinlenmiş 7 farklı karakterde kokudan oluşuyor. 

ahwww.mptvimages.com 

4711’e rastgeldiğimiz bir de çok ünlü bir roman var. Truman Capote’nin “Tiffany’de Kahvaltı” ‘sı. Pek çok kişinin kitabı okumasa da filmini izlemiş olduğu, muhteşem Audrey Hepburn’un canlandırdığı ve hafızalarımıza kazıdığı Holly Golightly karakteri de romanda 4711 Eau de Cologne’unu kullanır. Holly Golightly, hastanede kendisini ziyarete gelen üst kat komşusu Paul Varjak’ın, kendisine vermiş olduğu mektubu okumaya başlamadan önce rujunu sürer ve 4711 kolonyasını sürer. O dönemde erkekler tarafından kullanımı yaygın olan Eau de Cologne’u, özellikle Holly Golightly’nin sıradışı kişiliğinin altını çizmek için kullandırmış olduğunu düşünüyorum Truman Capote’in. Bir de tabii Holly bu kolonyayı neden özellikle hastanede sürüyor sorusu var…

audrey

Tags: , , , , , ,

ROBERT PIGUET/ FRACAS(2)

rp

www.robertpiguet.com

Fracas ilk sıkışta beni sevmedi ve daha sonra da. Hani deodorant reklamlarında söylerler, ıslak hissetmeyin diye, Fracas benim kendimi ıslak hissetmeme neden oldu. Sümbülteber, beyaz çiçekler ve beraberinde yoğun bir nem kokusu. Oysa ben bu “Diva” parfüm ile ilgili ne hayaller kurmuştum. Yine de pes etmedim. Birkaç kişi üzerinde daha deneme yaptım.  Tekrar denedim ve sanırım burnum yavaş yavaş bu müthiş çekici parfüme, o da bana alıştı. Ne yazık ki sample’ımı son fısına kadar kullanmış oldum. ( Mutlaka birkaç fıs bırakırım)

 

fracas1

www.fragrantica.com

Sümbülteber, cinselliği çağrıştırır, şehvetli bir kokudur. Ağır bulsanız da, sevseniz de sevmeseniz de mutlaka sizi kendine çeken şaşırtıcı bir etkisi vardır. Fracas, oldukça tensel bir koku. Mainstream parfümler içinde bir benzeri olduğunu düşünmüyorum. Oldukça riskli öğeler barındıran, gelmiş geçmiş en etkileyici 5 parfüm içinde yerini almış Fracas’ın kafanızı karıştırması garanti..

Tags: , , , ,

ROBERT PIGUET/ FRACAS

fracas

Üst notalar: Mandalina, bergamot, sümbül

Orta notalar: Sümbülteber, yasemin, portakal çiçeği, beyaz süsen, inci çiçeği, menekşe, fulya, karanfil, kişniş

Alt notalar: Vetiver, Floransa süseni, sandalağacı, yosun, sedir, misk

Robert Piguet, moda tarihinde, hatırı sayılır bir yere sahip büyük isimlerdendir. 30’lu yıllarda açmış olduğu haute couture modaevinde yarattığı şık kostümler, Parisli elit hanımların kalbini fethetmiştir. Robert Piguet, dönemin sanat dünyasının içinde yer alır, pek çok ünlü ismin yetişmesinde önemli rol oynar. Christian Dior, Pierre Balmain, Hubert de Givenchy, Marc Bohan, Piguet modaevinden çıkmış isimlerdir.

Robert Piguet ismi bugün, beş büyük parfümün yeniden formule edilmesi ile tekrar canlanmıştır. Bu parfümler içinde en ünlüsü de, hiç kuşkusuz, Fracas’tır.

flogo 

İlk kez 1948’de Germaine Cellier tarafından yaratılan Fracas’yı, 1996 yılında Pierre Negrin tekrar formule etmiştir.

Oldukça geniş bir hayran listesine sahip bu kokuyu bakın kimler kullanıyor; Madonna, Kim Basinger, Courtney Love, Vera Wang, Martha Stewart, Carolina Herrera, Iman, Stella Tenant, Isabella Blow. Isabella Blow’un çok sevdiği bu kokuyu, yakın dostu Alexander McQueen, O’nun anısına 2008 Bahar/Yaz şovunda minik pembe kutularda davetlilere dağıtmış, ve şov boyunca havaya Fracas sıkılmıştır.

 

Fracas bir sümbülteber kokusudur. Sümbülteber zor bir kokudur. Ağırdır, taşınması kolay değildir. ‘Ya seversiniz, ya nefret edersiniz’  tarzında bir kokudur. Sümbülteber kokuları iddialı kokulardır. Fracas ise bu kokular içinde en iddialısıdır. Çok cüretkardır, üzerinizde açtıkça açılır, yükseldikçe yükselir.

Ben sümbülteberi severim. Fracas’yı seveceğimden 100% emindim. Nitekim kağıda sıkar sıkmaz, kendimi bu güzel kokunun büyüsüne bıraktım. Tabii daha önemlisi, hemen bileğime sıkmalıydım. O andan itibaren Fracas’la mücadelem başladı.

Resim 127

 

 

Tags: , ,

SERGE LUTENS/ FEMINITE DU BOIS


fdb1

Feminite du Bois, ilk kez 1992’de Shiseido markası tarafından, Serge Lutens direktörlüğünde, lanse edildi. Serge Lutens, 2009 yılında Feminite du Bois’yı tekrar formule ederek, kendi adıyla, yeni şişesiyle piyasaya sürdü. Benim elimdeki yeni versiyon.  Koku içerikleri ile ilgili, yeni AB düzenlemelerinin getirdikleri sınırlar ve düzenlemeler sonucunda, formulasyonu değiştirilmiştir.

Luca Turin, koku dünyasının yakından tanıdığı ve yorumlarına önem verdiği, bu konuda ciddi birikimi, kitapları ve yazıları olan bir biyofizikci. Kitabında yeralan yoruma göre, Feminite du Bois’nın yeni formulasyonu da ilki gibi, son derece başarılı, üst notalar hariç orijinal formunu koruyor.

Parfümgünlüğüm‘de yer verdiğim, geçen hafta İtalya’da düzenlenen Fifi ödüllerinde, Niş Parfüm kategorisinde de ödül alması, hoş bir tesadüf oldu.

 

 

fdb

 Parfümü sürdüğüm andan itibaren modum tamamen değişti. Sanki başımı daha dik tutmaya, yere daha sağlam basmaya başladım. İşin içine odunsu öğeler girince parfümün unisex’e doğru kaydığı düşünülebilinir. Bu kez durum biraz farklı. Biraz Katherine Hepburn tarzı bir feminenlik, doğal bir kendine güven, denge, müthiş bir karizma. İşte Feminite du Bois’nın bana hissettirdikleri.

Oldukça kalıcı, günlük kullanım için uygun, sıradışı bir parfüm.

Çiçeksi, meyveli kokulardan kaçıyor, farklı bir parfüm bakıyorsanız, mutlaka denemeniz gerekir. Ancak dikkat edin, kolay taşınabilecek bir parfüm değil :))

Shiseido versiyonunu Altuğ Parfümeri’de bulabilirsiniz. Yeni versiyon için yurtdışında seçkin parfüm butiklerini deneyin. Paris’e gidiyorsanız ya da giden bir tanıdığınız varsa, parfümsevenlerin tapınağı Serge Lutens’in Les Salons du Palais Royal ‘i ziyaret edebilirsiniz. İnternetten bulabileceğiniz adresler:

http://tr.strawberrynet.com/perfume/serge-lutens/ 

http://www.luckyscent.com

http://shop.essenza-nobile.de/

http://shop.lessenteurs.com/

 

 

 

Tags: ,

Fille en Aiguilles

fea

İşte edgy diye ben buna derim.

Fille en Aiguilles, unisex bir koku. Ancak bizim bildiğimiz ya da alışık olduğumuz unisex kokulara pek benzemiyor.

Unisex koku dediğimiz zaman ne anlıyoruz? Biraz geçmişe gidelim isterseniz.  90’lı yılların ilk yarısı,  minimalizmin etkisi her alanda hissediliyor ve cinsiyet  rollerinin tekrar tanımlandığı bir dönemdeyiz. Kadınları, iş hayatının her alanında görmeye başlıyoruz. Androjenite, moda dünyasında etkisini güçlendiriyor. 80lerin rüküş ve abartılı tarzı, yerini parlak bir sadeliğe bırakmıştır. Calvin Klein, işte bu noktada, tasarımları ile minimalizmle özdeşleşmiş , 90lara damgasını vurmuştur. 94 yılında çıkarmış olduğu parfüm CK ONE ile, parfüm dünyasında büyük bir çığır açmıştır. 90larda genç olup Ck One kullanmamış çok az insan olduğunu düşünüyorum. Bu fresh, sabunumsu, hafif, limon, ananas, bergamot kokulu parfüm, kafalarımıza unisex parfümün nasıl olması gerektiğini güçlü bir şekilde kazıdı. Peki o günden bu güne, unisex parfüm anlayışımızda neler değişti?

Ben, parfüme meraklı birisi olarak, unisex anlayışımı bir nokta daha öteye götürerek erkek parfümlerinde arayışlarımı sürdürdüm. Androjen koku arayan pek çok insanın da bu şekilde, burunlarına hoş gelen, uygun erkek parfümü kullandıklarını biliyorum. Ne mutlu bize ki niş parfümler bu arayışa bir çözüm olarak, hizmetimizdeler.

Bu segmentte pek çok marka, kadın-erkek şeklinde ayırım yapmıyor. Ve pek çok insanın tuhaf diye nitelendirebileceği, burun kıvıracağı, oldukça sivri kokular üreterek yaratıcılıklarını uç noktalara doğru götürüyorlar.

Fille en Aiguilles, şaşırtmacalı bir isim, ‘Girls in Needles’, bu iğneler, çam ağacının iğne yaprakları mı yoksa kızların ayağındaki stilettolar mı? İsmi boşverin. İçeriğe bakalım; Çam yaprakları, vetiver, tatlı bitki özleri, defne, köknar balzamı, kuru meyveler, baharatlar, aselbent.

Birçok kokunun hafızamızda yer edinebilmesi için, birlikte geçirilecek bir zamana ihtiyacı vardır. Fille en Aiguilles’i sürdüğünüz andan itibaren beyninize kazınıyor. Bu çook koyu renkteki sıvıdan farklı birşeyler çıkacağını tahmin etseniz de, sizi her anlamda şaşırtmayı beceriyor.

Serge Lutens, aynı sene içinde birbirinden bu kadar iki farklı parfümü çıkararak yine bizi şaşırtıyor. Nuit de Cellophane, ne kadar kadınsı ve güzel kokan bir parfüm ise Fille en Aiguilles o derece erkeksi ve tuhaf ! bir koku.

Çam kokusunu, erkek üzerinde duymaya alışmış biz kadınlar, bu kadar erkeksi notayı barındıran bir parfümü ne derece üzerimizde taşıyabiliriz.

Açılışta, çamın serin etkisi, kuru meyvelerin eşliğinde bizi karşılıyor. Reçinenin genzi yakıcı , sivri, bastırılamaz kokusu bir anda sizi sarıyor. Bir yaz sabahında, burnunuzun koku alma hassasiyetinin üst düzeylerde olduğu o zamanda, çam ormanıyla kaplı bir dağın eteklerinde yürüyüş yaptığınızı hayal edin. Ya da bir ressamın atölyesine adımınızı attığınızı :) Terebentin konusunda; ya seversiniz, ya da katlanılmaz bulursunuz.

Her ne kadar benim burnuma biraz fazla sivri ve ham gelse de, temsil ettikleri bakımından ve vetiverin de hatırına, kullanabileceğim bir koku. Tabii hediye gelirse :)) Özellikle almak isteyeceğim bir koku değil.

Günlük kullanım için uygun olduğunu düşünmüyorum. Belli zamanlarda, farklı ruh hallerine ilaç etkisi yapacaktır :))

 

 

Tags: ,

Get Adobe Flash player